Mamure Kalesi
Mersin’in Anamur ilçesinde, Akdeniz kıyı şeridinde yer alan Mamure Kalesi, günümüze oldukça sağlam ulaşabilmiş nadir Türk kalelerinden biridir.
Mersin’in Anamur ilçesinde, Akdeniz kıyı şeridinde yer alan Mamure Kalesi, günümüze oldukça sağlam ulaşabilmiş nadir Türk kalelerinden biridir. Yüksek kayalıklar ve düzlükler üzerine kurulmuş olan kale, birçok Anadolu kalesi gibi antik temeller üzerine inşa edilmiştir. Türkiye’nin en büyük kaleleri arasında yer alır ve Roma, Bizans, Selçuklu, Karamanlı ve Osmanlı dönemlerine ait izler taşıması nedeniyle benzerlerinden ayrışır.
📝 Bu Sayfada Neler Var? (İçindekiler)
🏰 Mimari ve Yapısal Özellikler
Mamure Kalesi, yüksek duvarlarla ayrılmış üç ana bölümden oluşmaktadır: doğudaki iç avlu, batıdaki dış kale ve bunların güneyindeki kayalıklar üzerine inşa edilmiş iç kale. Antik temellerin hangi tarihte ve kimler tarafından yapıldığı tam tespit edilememiştir. Kale, etrafı 10 metre genişliğinde savunma amaçlı hendekle çevrilidir.
Surlar, Kuleler ve Kullanılan Malzeme
39 Kule ve Hendek
Kale, toplamda 39 kulesi, su sarnıçları, camisi ve dışında hamamı bulunan bir komplekstir. Duvarların alt kısımları geniş, yukarı doğru daralmaktadır. Çift katlı olan kale duvarları içerisinde birbirleri ile bağlantılı olan galeriler bulunmaktadır. Üst kattaki burçlara ve seyirdim yerlerine merdivenlerle ulaşılmaktadır.
Malzeme ve Eklentiler
Duvarlar ve burçlar yapılırken çeşitli taşlar ve Horasan harcı kullanılmıştır. Giriş kapıları ve bazı pencerelerin kemerlerinde kesme taş tercih edilmiştir. Daha geç devirlerde yapılan onarım ve eklentilerde tuğla kullanıldığı görülmektedir. Güneyde, sahil kenarında, Baş Kale olarak adlandırılan kalın ve yüksek bir gözetleme kulesi yer alır.
Dış kalede merkezi planlı, tek kubbeli bir cami ve çeşmesi, depolar, sarnıçlar ve askerlerin iskân yerleri olması muhtemel yapılar bulunmaktadır. 16. yüzyıl Osmanlı mimarisinin klasik ögelerini taşıyan caminin ilk yapılışı Karamanoğulları dönemine aittir. Kale içinde Hüseyin Gazi’ye ait bir türbeden de söz edilmektedir.
📜 Giriş Kapısı ve Tarihi Kitabe
Bugün kullanılan giriş yeri, kalenin esas giriş yeri değildir. Asıl giriş kapısı iç avlunun kuzeyinde, dört köşe planlı, iki kule arasında kalan yerdir ve üzerinde altı satır kitabe bulunmaktadır. Bu kitabe, kalenin Karamanoğulları dönemindeki önemini ve onarımını kesin olarak belgelemektedir:
“Karamanoğlu Alaaddinoğlu Mehmet oğlu Sultan İbrahim inşa etti. Mamure beldesi ve kalesi savaş için yardım edilen köşedir. Korunan yerleşim yeri Allah yolunda hediye olarak cihat için onun yardımı ile tamam oldu. Allah’ın nimetlerinden verdiği uyanıklık ve doğru yolu gösterdiğinden şükürler olsun. Bu tarih Mükerrem Şevval ayında 854 yılında yazıldı.”
Asıl giriş kapısını dışarıya bağlayan ve hendekten kaleye girişi sağlayan köprü bugün bulunmamaktadır.
🔎 Arkeolojik Bulgular ve Su Yolu
Kalenin kuşatılması halinde su ihtiyacı, kalenin değişik kesimlerinde yer alan sarnıçlardan temin edilmiştir. Ayrıca kalenin su ihtiyacı, ana giriş kapısının kuzey doğusundaki burcun olduğu yerde bulunan ve hendek üzerinde iki sivri kemerle geçişi sağlayan su yolu ile sağlanmaktadır.
Kale ve çevresinde MS 3 ve 4’üncü yüzyıllarda pek önemi olmadığı düşünülen Roma yerleşimi olduğu tahmin edilmektedir. Kalenin kuzeyinde ise bir hamam kalıntısı vardır. Anamur Müze Müdürlüğü tarafından yapılan kurtarma kazıları sonucunda; moloz taştan, araları Horasan harçlı olarak inşa edilmiş, tabanları mozaik döşeli, hamam ve konut olduğu sanılan mekanlar ortaya çıkarılmıştır. Bu kalıntıların Rigmonai Antik Kenti‘ne ait olduğu düşünülmektedir. Kazı sırasında Geç Roma dönemine ait bol miktarda seramik parçalarına rastlanmıştır.
⚔️ Kalenin Tarihsel Dönüşümü ve Adı
Anamur ve Taşeli’nin Hıristiyanlar tarafından işgal edilip tahrip edilmesi üzerine Karamanoğlu Mahmut Bey (1300-1308) ordusuyla düşmanı bozguna uğratıp, kaleyi ele geçirmiş; kiliseleri yıkıp yerine cami yapmış ve kaleyi mamur edip adını Mamuriye koymuştur. Kalenin işçiliği ve yapım tekniği Alanya Kalesi’ni hatırlatmaktadır.
Mamure Kalesi, sonraki dönemlerde 16. yüzyıl ortalarında ve 18. yüzyıl sonlarında yeniden onarım görmüş ve 1960’lı yıllarda Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce son onarımı yapılmıştır. Dünya mirası olarak önerilmekte olup, 2012 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesinde yer almaktadır.